BİRKLEYN MAĞARALARI:

Diyarbakır-Bingöl karayolunun doğusunda, ilçe merkezine 26 km. uzaklıktadır.

Dicle nehrinin, toprak üzerinden gelerek ilerleyen iki ana kaynağından bir tanesi, bu mağaranın bulunduğu yerde toprak altına iner ve mağaranın içinden geçerek, bir tünelden ilerlemeye devam eder ve bir süre sonra ise, tekrar toprak üstüne çıkar.

Bu nedenle, buradan çıkan suya “Birkleyn suyu” ismi verilir. Birkleyn suyu: Anadolu ve Kuzey Metopotamya arasındaki antik bir yol üzerinde, Dicle nehrinin diğer kolu ile birleşeme kadar, yer altında, doğal bir tünelden akarak gider. Tünelden sonra ise, yeniden yukarı, yani toprak üstüne çıkar ve Dicle nehrinin diğer kolu ile birleşerek, büyük Dicle nehrini oluşturur.

Burada, Asurlulara ait bir kısım kalıntı bulunmuştur. Hatta, antik dönemlerde, suyun yer üstünde kaybolup yer altına indiği bu yere “Dünyanın bittiği yer” ismi verilmiştir. Daha da ileri gidilerek “ölülerin yer altı dünyasına giriş yeri” olarak betimlenmiştir. 1899 yılında, burada yapılan arkeolojik araştırmalarda, biraz önce söylediğim gibi, Asurlulara ait çeşitli steller bulunmuştur. Bunların en önemlileri: bölgedeki 3 mağara içinde, Birkley suyunun bulunduğu mağara içinde, Asur kralı Tiglatpileser tarafından hazırlanan “kabartma çivi yazılı tablet” ve yine Asur kralı Salmanassar tarafından hazırlanan, “iki çivi yazılı tablet” dir. Her üç mağarada, Kuzey Metopotamya kültürlerine özgü çeşitli seramik parçaları bulunmuştur.

Bölgede 3 mağara bulunmaktadır  Bunlardan bir tanesinden, Birkley suyu geçiyor.

Diğer ikinci mağara: birinci mağaranın devamı gibi uzanıyor ve 15 metre genişliğinde, 12 metre yüksekliğindedir. Uzunluğu ise, birkaç kilometreyi bulmaktadır. Bu mağaranın girişinde: antik döneme ait çeşitli yapı kalıntıları, Asur kralı III. Salmansar’a ait iki kabartma yazılı kitabe ve bir kabartma bulunmaktadır. Kaya üstüne işlenen bu kabartmada: ismi geçen Asur kralı, uzun başlığı ve işlemeli giysisiyle dikkat çekiyor. Figürlerin hepsi, doğuya bakıyorlar. Sağ ellerinde balta, sol ellerinde ise kılıç var.

Üçüncü mağara: diğer iki mağaradan daha büyüktür. Mağara içindeki sarkıt ve dikitler görülmekte olup, mağara içindeki havanın özellikle “astım” hastalığı için iyi geldiği söylenmektedir.                                                                    

DAKYANUS ŞEHRİ

Dakyanus şehri lice'nin 18 kilometre batısında fis (efsus'dan bozma olduğu söyleniyor.) ovasına hakim 1110 rakımlı bir tepeye kuruludur. kent'te bilimsel bir kazı ve araştırma yapılmadığından ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu ve ne zaman bir harabeye döndüğü kesin olarak bilinmemektedir. ancak selökidler (selevkoslar) veya romalılar tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. etrafı surlarla çevrili olan ören yerlerindeki yapı kalıntılarından, roma çağı sütun başlık ve altlıklarından, mevcut kalıntıların roma çağına ait olduğu söylenmektedir. surları, kent'e giriş kapısı, 3-4 metre yükseklikte sütunlar, sütun başlıkları, kaideler, kentin doğusundaki tapınağın kemerli kapısı ve mihrabı, dakyanus'un sarayı olduğu söylenen büyükçe bir yapının duvar ve kemer kalıntısı, su sarnıçları ve havuzları tespit edilebilen önemli mimari yapılardır. bazı cadde ve sokaklarının
Döşeme taşlarıyla düzenlenmiş olmasından da, kentin düzgün planlı olduğu anlaşılmaktadır.

1939 yılında diyarbakır halkevi adına dil-edebiyat komitesi olarak lice ve hani'deki tarihi eserleri ve mağaraları inceleyen ekipten kazım baykal, dakyanus şehir kalıntılarını da gezmiş ve bu kent ile ilgili gözlemlerini kaleme almış:

"hani'den lice'ye giden yolun tam ortasına doğru on beş km cenupta büyük bir mıntıkaya hakim bir dağ var. üstünde dakyanus kalesi ve şehri mevcuttur. bir roma veya selüsit (selökid yada selevkos olsa gerek. z.d) kasabası olduğu çok muntazam sütun ve başlıkların planları sahrançlarından (su sarnıcı kastediliyor olmalı.z.d) anlaşılıyor. heyeti umumiyesi bir harabedir. sütunları 3-4 metre uzunluğunda yarım metre kutrundadır. bu sütunlara göre roma sitilli başlıklar ve kaideler var. şark kenarında mabet kısmının kapısı cesim taşlarla yapılmış muntazam kemerli, mihrabı şarka müteveccih,arkasında üzüm sıkıp şıra çıkarmaya mahhus (mahsus olmalı . z.d.) oluklu taş şaphane (şaraphane olmalı. z.d) oyuntuları sıra ile dizilmiş yanlarında da muhtelif büyüklükte sarhıçlar (sarnıçlar) var. dağın üzerinde çevresinde büyük bir kale enkazı mevcuttur. temelleri sağlam kasaba muntazam planlı sokaklara ayrılmıştır. evlerin dıvar (duvar) yerleri de muntazamdır.

ÇEPER HANI


Yerli halk arasında xana kelé olarak ta bilinen kervansaray (han), diyarbakır-bingöl yolunda, lice yol ayırımından yaklaşık olarak 5 km kuzeyde, biryas köyü yakınındadır. bugünkü bingöl yolunun sol kenarında yer alan bu han küçük bir tepenin eteğinde, hafif meyilli bir arazi üzerinde kurulmuştur. tonozları yer-yer göçmüş olan yapının bir kısmı bugün ahır olarak kullanılmaktadır.

han 40 m 90x23 m 40 ölçüsünde dikdörtgen bir yapıdır. kuzeydoğuya bakan cephede beş hücre ve iki eyvan yer almaktadır. cephenin doğu köşesine rastlayan hücrenin güney duvarına iki pencere açılmıştır. bu pencerelerin ilk yapıdan kalmış oldukları şüphelidir. fakat güneydeki pencere bugün düzensiz bir gedikten ibarettir. burada mevcut bir ocağın sonradan pencere şekline konulmuş olabileceği akla gelmektedir. hücrenin kuzey duvarında iki adet dikdörtgen niş görülmektedir.

i ve ii numaralı hücreler arasında derince bir eyvan yer almaktadır. bugün tonozu göçmüş olan eyvanın güney duvarında iki, kuzey duvarında da bir dikdörtgen niş görülmektedir. ii numaralı hücre de yaklaşık olarak i numaralı hücrenin ölçülerine sahiptir. (4m35x5m65) bu hücrenin güney duvarına bir dikdörtgen niş ve yarım daire profilli bir ocak; batı duvarına bir, kuzey duvarına da iki dikdörtgen niş açılmıştır. bu hücreye bir tahta kapı takılmış olup halen ahır olarak kullanılmaktadır.

cephenin yaklaşık olarak ortasında yer alan giriş eyvanı, hücrelere ve diğer eyvana nazaran daha geniş tutulmuştur. tonozunun hemen-hemen tamamı göçmüştür. eyvanın batı duvarına açılan genişçe bir pencere, iii numaralı hücre ile irtibatı sağlamaktadır. basık kemerli geniş ahır kapısı bu eyvan içine açılmaktadır. iii numaralı hücre ile bu eyvan arasındaki kalın duvar içine inşa edilmiş taş merdivenle çatıya çıkılmaktadır. kapısı diğerleri gibi cepheye açılan iii numaralı hücrenin doğu duvarında bir niş; batı duvarında da bir niş ve yarım daire profilli bir ocak görülmektedir. bu hücrenin tonozu göçmüştür. iv ve v numaralı hücrelerin kapıları dışında, cepheye açılan birer de pencereleri vardır. iv numaralı hücrenin güney, doğu ve batı duvarlarında birer niş; batı duvarında bir de ocak vardır. v numaralı hücrenin de batı ve kuzey duvarında bir niş; batı duvarında yarım daire profilli bir ocak vardır.

cephe duvarının ortasında yer alan giriş eyvanına açılan geniş kapıdan ahıra geçilmektedir. bu kısım, iki sıra halinde düzenlenmiş 12 adet dikdörtgen profilli paye ile üç paralel sahına bölünmüştür. giriş kapısının karşısına rastlayan payeler arasındaki açıklık (4m35) diğerlerine nazaran (3m65) daha fazladır. payeler yuvarlak kemerlerle birbirlerine ve doğu-batı duvarlarındaki dikdörtgen çıkıntılara bağlanmaktadır. aynı genişlikte olan sahınların her biri kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan birer beşik tonozla örtülüdür. güneydoğu tonozunun doğu ve batı uçları ile ortası; ortadaki tonozun doğu ve batı uçları; kuzeybatı tonozunun da doğu ucu göçmüş durumdadır. kuzeybatı tonozunda, batıdan itibaren beş payenin arası ve beşinci paye ile kuzey duvarı arası briketle örülmüştür ve bu hacim halen ağıl olarak kullanılmaktadır.

güney duvarı boyunca, yarım daire profili yedi adet ocak inşa edilmiştir. ocaklar, paye aralarına isabet edecek şekilde yerleştirilmiştir. kuzey duvarında, giriş kapısının iki yanında, üçerden altı adet ocak daha vardır. bu ocaklar şekil ve boyut yönünden güney duvarındakilerle aynıdır.

yapı oldukça itinalı bir işçiliğe sahiptir. dış duvarlar, düzgün sıralar teşkil eden yontma taşlarla inşa edilmiştir. dışta, köşeler, kapı ve pencere söveleri, eyvanların başlangıç kemerleri bej renkli düzgün kesme taşlarla inşa edilmiştir. hücrelerin iç duvarları kırma taştan, cephedeki eyvanların ve hücrelerin tonozları tuğladandır. çatıda tonozlar arasındaki çukurluklara, tonozların tepe yüksekliği hizasına kadar birbirine paralel duvarlar örülerek çatı düz bir yüzey haline getirilmiştir. bu duvarlar arasındaki boşluklar yassı taşlarla kapatılarak üzerleri toprakla örtülmüştür. tonozlar üzerine binen yükü azaltmak amacına yönelik bu teknik oldukça ilginçtir. içten yarım küre şekilli kubbe, dıştan da mahruti çatı ile örtülü selçuklu kümbetlerinde de aynı düzen görülmektedir. ahır giriş kapısının basık kemeri yassı taşlarla örülmüştür. ahır kısmının tonozları kırma taştandır. payelerin 1m 50 cm yüksekliğe kadar olan kesimleri ile payeler arasındaki yuvarlak kemerlerin iç yüzeyleri kesme taşlarla kaplanmıştır. yapıda mevcut bütün ocaklar ve nişler tuğla ile örülmüştür. handa görülen muhtelif kısımların ne olarak kullanıldıkları kolayca tahmin edilebilmektedir. cephede yer alan beş müstakim hücre, hatırlı ve zengin yolcuların kalmaları için düşünülmüş olmalıdır. hücrelerin duvarlarında görülen çok sayıda niş ve ocak, bu mekanların yatakhane olarak düşünüldüklerine açık delildir. ahır kısmında da ocaklar bulunduğuna göre, yolcuların bir kısmı da burada barınıyor olmalıydı. cephede görülen ikinci eyvan, elverişli mevsimlerde yolcuların topluca dinlenebilecekleri bir mekan olarak düşünülmüştür.

han, üç nefli ahır kısmı ve bu kısım önünde sıralanan hücreleri ile sık rastlanan bir düzene sahipse de, avludan yoksun oluşu yadırganmaktadır. malatya'daki h.1047/m.1637-38 tarihli silahlar mustafa paşa kervansarayı, çeper ile aynı düzene sahip olmakla birlikte, burada ahırın önünde sıralanan hücreler revaklarla çevrili bir avluya açılmaktadır. ahır kısmının önünde hücrelere sahip diğer hanlarda ise hücreler avlunun sadece bu kesimine inhisar etmemekte, diğer üç duvar boyunca da hücrelere rastlanmaktadır. çeper hanı ile aynı düzene sahip bildiğimiz tek yapı ceyhan'ın (adana) kurtkulağı köyü'ndeki handır. çeper hanı gibi üç sahınlı bir ahıra ve bu ahır önünde bir kaç hücreye sahip olan kurtkulağı hanının hücreleri bugün çok harap durumdadır. gerek çeper hanı'nda, gerekse kurtkulağı hanında ahırların dışa tamamen kapalı durumda olmalarına mukabil öndeki hücreler için her hangi bir korunma tedbiri olmamış olması düşündürücüdür.

çeper hanı ile aynı düzene sahip hanlar arasında saydığımız silahlar mustafa paşa kervansarayı (malatya) h.1047/m.1637-38; hişva hanı (gaziantep) xvii.yüzyıl; deliller hanı (diyarbakır) h.934/m.1527; sulu han (ankara) 1658(?) tarihlidir. yapının en yakın benzeri olan kurtkulağı hanı'nın tarihi belli olmamakla birlikte h.1116/m.1693 tarihli bir vakfiyede adı geçmektedir. yukarıda saydığımız örnekler-bir teki hariç-xvii. yüzyılda inşa edilmiş yapılardır. bu durumda çeper hanı'nın da xvii. yüzyılda inşa edilmiş olduğunu kabul etmemiz mümkündür. yapının planı ilk olarak metin sözen tarafından yayınlanmış ve hakkında bir kaç cümlelik bilgi verilmiştir. diyarbakır ve bölge üzerine araştırmalarıyla tanınan basri konyar'da yapı hakkında verdiği kısa bilgide, hanın iv. murat zamanında kaldığı rivayetini nakletmekte ve lice'nin ii: kolordu merkezi olduğu sıralarda yapının onarıldığını


ASHAB-I KEYF-YEDİ UYURLAR MAĞARASI

İlçe merkezinin 15 km. uzağında, Duru köyü yakınlarındadır.

Mağara, 650 metre yükseklikte bir tepenin üzerindedir. Burada bulunan iki mağaradan ikincisi, ashab-ı keyf olarak bilinen ve içinde “yedi uyurların bulunduğundan” söz edilen mağara olarak isimlendirilmektedir.
 

Belediyemizden Duyurular

Ziyaretci Sayaçı

061330
Bugün
Dün
Bu Hafta
Geçen Hafta
Bu Ay
Geçen Ay
Toplam Ziyaretci -
474
266
1914
56799
8966
9319
61330
İp Adresiniz: 54.158.25.146
Server Time: 2017-07-27 22:35:59